Hırslar Üzerine

İnsanın her şeyin bir sonu olduğunu bilerek hayatını sürdürmesi ne acı. Bir gün bizim türümüz için yaşamın mümkün olmayacağı bir gezegen üzerinde yaşıyor olmamız, ürettiğimiz ve üreteceğimiz pek çok eserin ve bilginin bir sonu olacağını bilmek… İnsanın bir şey üretmeye yönelik hevesini kaçıracak cinsten bir bilinç durumu bu. Hayatla ilgili hiçbir şeyi umursamama isteği uyandırıyor hatta insanda, zaten yakında hayat da bitmeyecek mi?

Öte yandan “Kendi yaşamının bir sonraki yüzyılı görmeye dahi yetemeyeceğini bilmene rağmen insanlığın geleceği için endişe duymak mantıklı mı?” diye sorulabilir. Keyif aldığımız şeyleri olabildiğince uzun tutmaya çalışmamızdan sanırım bu düşünceler, bilemiyorum.

Hayatta şimdiye kadar gözlemlediğim bir şey var, o da hayatı keyif almadığın ama kendini yapmak zorunda hissettiğin işlerle geçirmemek gerektiği. O ders ilgini çekmiyorsa mesela, siktir et diyeceksin. İşini yapmaktan zevk almıyorsan terk edeceksin o ofisi. Piyano çalmaksa senin tutkun oturup integral çözmeye çalışmayacaksın. Çünkü senin olman gereken başka yerler, hayatına dokunman gereken başka insanlar var. Başka birisi mükemmel bir matematikçi olacak mesela, sen de mükemmel bir piyanist olacaksın. İkisini birden olamazsın bile demiyorum aslında.

Gözlerini para, başarı, statü hırsı bürümüş insanların zevk almadıkları hatta belki de nefret ettikleri ortamlar içerisinde hayat şartlarının onları buna zorunlu kıldığı düşüncesiyle hayatlarını heba ettikleri bir dünya bu. (Bu noktada aşırı cüretkar konuşuyor gibi hissettiğim için; hayatın adil olmadığının ve hayat şartlarının her insan için bulundukları konumdan farklı bir yerde olmaya elverişli olmayabileceğinin farkında olduğumu da belirtmem gerek.) Öte yandan çok başarılı, zengin, statü sahibi olmanın hayalini kurmak kötü olmayabilir. Bu sıfatlara sahip olmak da kötü olmayabilir. Bir amaç uğrunda emek sarf etmeye ilişkin olumsuz bir şey söylüyor da değilim. Zira insanlar bir şeyler uğruna emek sarf etmelidir de bence daima. Demek istediğim; güzel yarınların kendini beklediği düşüncesiyle bugünleri erteleyip hayattan tat alamamanın ne acı olduğu. Hiç gelmeyen yarınlara ilişkin hayaller kurarak bir anda “Ben bu noktaya nasıl geldim?” düşüncesiyle baş başa kalabilir de insan.

Mutlu olmak için çok para kazanmaya ya da çok başarılı insanlar olmaya da ne kadar ihtiyaç var? Yapmaktan gerçekten zevk aldığın bir uğraş, birkaç da arkadaş yeterli değil mi? Zira bir nevi hayatın kısalığından dem vursam da yaşamın pek çok şey yapmak için hepimize (ya da en azından ortalama/ortalama üstü bir şansa sahip olanlarımıza) oldukça çok süre tanıdığının da farkında olmak gerek. Mesele tutkumuzu bulabilmek gibi.

Also read...

Leave a Reply